Prof Dr Saim Yılmaz

"DVT, bazı durumlarda tedaviye uygun olabilir"

DERİN VEN TROMBOZU

Derin ven trombozu, renkli Doppler ultrasonda kolayca tanınabilir. Bazı durumlarda, oluşan pıhtı akciğere giderek hayati tehlike yaratabilir.                  

 

Derin ven trombozu (DVT), bacağın derin toplardamarlarında pıhtı oluşmasıdır. Her yıl ortalama 1000 kişinin birinde DVT geliştiği düşünülmektedir. DVT tamamen normal kişilerde bilinmeyen nedenlerden dolayı oluşabilir. Ancak, hastaların çoğunda aşağıdaki risk faktörlerinden biri ya da birkaçı vardır:

1. Kan akımının yavaşlaması: Bacak toplardamar kan akımı, uzun süre hareketsiz kalma durumunda (ameliyatlar, uzun süren uçak ve otobüs yolculıkları vs), kalp yetmezliğinde ve varis varlığında yavaşlayabilir ve bu pıhtı oluşumunu tetikleyebilir.

2. Kanda pıhtılaşma eğilimi: Bazı kişilerde kalıtsal olarak pıhtılaşmaya eğilim vardır (Faktör V leiden, protein C ve protein S eksikliği vs). Bu hastalarda DVT sıktır.

3. Toplardamar iç yüzeyinde hasar oluşması: Behçet hastalığı gibi bazı vaskülitlerde toplardamar iç yüzeyinde hasar oluşumuna bağlı sık pıhtılaşma olur. Ayrıca varis ameliyatları gibi bazı tıbbi işlemler sırasında da damar hasarına bağlı pıhtılaşma gelişebilir. 

Bacakta DVT gelişirse, genellikle erken dönemde heparin denen bir kan sulandırıcı iğne yapılır ve vücudun kendi mekanizmasıyla pıhtıyı eritmesi beklenir. Son yıllarda, ultrason rehberliğinde toplardamara girerek pıhtıyı ilaçla eritme (tromboliz) ya da özel cihazlarla dışarı alma (trombektomi) gibi bazı girişimler yapılmakta ve pıhtının daha erken ve daha büyük oranda ortadan kalkması sağlanmaktadır. Bu ilaçlar verildikten sonra hastaya ilave olarak 6 ay kadar ağızdan kan sulandırıcı verilerek DVT nin tekrarlaması engellenir. Bazı hastaların ömür boyu ilaç alması gerekebilir.

DVT den sonra pıhtı tamamen eriyebilir ve hastada hiç bir problem oluşmayabilir. Ancak, bu nadir rastlanan bir durumdur. Sıklıkla pıhtı tam erimez ve bazı damarlar tıkalı kalır. Ya da, pıhtı erise bile oluşan iltihap toplardamarlardaki kapakları tahrip edebilir ve hastada ciddi bir derin ven yetmezliği meydana gelir. Bu da, ömür boyu bacakta şişme, ağrı, kramp ve varis gibi bazı kronik şikayetler yaratabilir (post trombotik sendrom).

DVT de en önemli dönem ilk 2 haftadır. Bu dönemde tromboliz veya trombektomi ile agresif bir tedavi uygulanırsa pıhtı erkenden ve tamamen eriyebilir ve hastada ileride problem çıkma ihtimali azalır. Ancak, tedavide geç kalınırsa DVT kronikleşir ve damar duvarına yapışır. Bu dönemde ilaç tedavilerinin de tromboliz gibi tedavilerin de etkinliği azdır.

Geç dönemde, DVT tedavileri başarılı değildir. Ancak, bazı durumlarda stent ile damar tıkanıklığı açılabilir. Eğer hastada kasığın alt kısmındaki femoral ve popliteal toplardamarlar açık, kasığın üstündeki iliak toplardamar tıkalı ise, bu durumda bu tıkanıklık balon ve stentle açılabilir ve hasta bundan ciddi yarar sağlayabilir. Kasığın alt kısmındaki tıkanıklıklar da stentle açılabilir, ancak bu bölgede stentlerin erkenden tıkandığı ve hastanın bu işlemden pek fayda sağlamadığı gösterilmiştir. 

 

Her ne kadar doktorlar fazla bahsetmese de, varis operasyonlarından sonra derin damarlarda pıhtı oluşumu, hatta akciğere pıhtı atması (pulmoner emboli) riski vardır. Genel anestezili klasik varis ameliyatlarında bu riskin yaklaşık %5 civarında olduğu bildirilmiştir. Bunun nedenleri: 1. Toplardamarlara yapılan girişimin damar duvarına yarattığı hasar, 2. Hastanın genel ya da spinal anestezi sırasında uzun süre hareketsiz kalmasıdır. 

Klasik varis ameliyatındaki kadar olmasa da, cerrahi dışı varis tedavilerinde de DVT riski vardır. Özellikle safen ven ve perforan venlerin derin venlerle birleştiği noktalarda, lazer, radyofrekans, MOCA ve zamk gibi tedaviler derin venlere de zarar verebilir. Bunu engellemek için, uygulayıcı hekimin ultrason ve toplardamar anatomisi konusunda tecrübeli, bilgili ve dikkatli olması çok önemlidir. DVT yi engelleyecek ikinci faktör de hastanın işlemden hemen sonra hatta tedavi sırasında da ayaklarını hareket ettirerek dolaşımı hızlandırabilmesidir. Bu yüzden, cerrahi dışı varis tedavileri sırasında genel anestezi ya da spinal anesteziyi önermiyoruz. İdeal yöntem, sedasyon ve lokal anestezi, bazı durumlarda da sinir blokajıdır. Sinir blokajında, diş hekimlerinin çeneyi uyuşturması gibi bacak uyuşturulur, hasta ağrı hissetmez, ancak işlem sırasında ayaklarını oynatarak toplardamar dolaşımını hızlandırabilir. Sonuç olarak, yeni varis tedavilerinde de DVT riski vardır, ancak işlem sırasında ultrasonun iyi kullanılması ve hareketsizliğin önlenmesiyle bu risk binde birin altına çekilebilir. 

Derin ven trombozu hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız

DVT tedavisinde ne yapılmalı?

Varis tedavileri DVT yapar mı?

Varis ve venöz yetmezlik ile ilgili tüm sorunlarınızı bu formu kullanarak bize iletebilirsiniz. 

TELEFONLA ULAŞIN

0.534-551 0 551

0.242.316 39 39

Faydalı bağlantılar